20 5 / 2013


Ne kadar ileri gidebilecegimizi, sadece ne kadar geride kaldigimizi farkettigimiz anda ogrenebiliyormusuz megerse.
Bir insani en guzel reddetme sekli yok saymakmis,
Ama en guzel insanlar, duygularimizin ve sorumluluklarimizin olmadiklari. 


Buenos Aires,

Ne kadar ileri gidebilecegimizi, sadece ne kadar geride kaldigimizi farkettigimiz anda ogrenebiliyormusuz megerse.

Bir insani en guzel reddetme sekli yok saymakmis,

Ama en guzel insanlar, duygularimizin ve sorumluluklarimizin olmadiklari. 

Buenos Aires,

19 5 / 2013

  1. Anna Karenina neden mi o kadar gerçek ? Çünkü yazılırken üç çocuğu ölmüş ve karısı ağır hasta bir kalemi var.
  2. Biz neden mi bu kadar sahteyiz? Cunku aslinda “gercek” hic bir derdimiz yok.

 

 

Buenos Aires.

19 5 / 2013


Hem yaptiklarimiz hem de yapmadiklarimizdan sorumlu tutulup, hem yaptigimiz hem de yapmadiklarimiz icin pismanlik duyuyoruz, hayatta boyle gecip, gidiyor.


Diye yazmisim yukaridaki agacin tam karsisinda otururken. Fotograf ise gozume takilanlari paylastigim buradan : http://dondeeslacasa.tumblr.com

Uruguay.

Hem yaptiklarimiz hem de yapmadiklarimizdan sorumlu tutulup, hem yaptigimiz hem de yapmadiklarimiz icin pismanlik duyuyoruz, hayatta boyle gecip, gidiyor.

Diye yazmisim yukaridaki agacin tam karsisinda otururken. Fotograf ise gozume takilanlari paylastigim buradan : http://dondeeslacasa.tumblr.com

Uruguay.

05 4 / 2013

Bence bu gece birazcik ozel olsun.
Sadece yorgun ayaklar-gozler-kafa-cene temasini silelim,
Istemedigimiz insanlara siritma faslini gecip, yuz kaslarimizi soyleee bir rahat birakalim…
Sizce de bu gece hep beraber bir kadeh kaldirip, iyi ki varsin gece, ne cok pislik ortup, verdigimizden ne cogunu hakediyorsun canimin icin denmeyi haketmiyor mu? 

Bu gece hepimiz biriz, bu gece her birimiz istedigimizin yaninda, her birimiz arkadas ve her birimiz her birimiziz, hepimiz bembeyaz ama gece hala inatla kapkara.
Hadi bu geceyi sevin, cok sevin hemde, simartin onu, ve size hatirlattiklarina sahip oldugunuz icin , varoldugunuz-pislik dunyanin bir parcasi oldugunuz icin ve gece cokca zaman size bir cok konuda kiyak gectigi icin agzina yapisik ,opun bu geceyi.
Sagligimiza…
Buenos Aires.

Bence bu gece birazcik ozel olsun.

Sadece yorgun ayaklar-gozler-kafa-cene temasini silelim,

Istemedigimiz insanlara siritma faslini gecip, yuz kaslarimizi soyleee bir rahat birakalim…

Sizce de bu gece hep beraber bir kadeh kaldirip, iyi ki varsin gece, ne cok pislik ortup, verdigimizden ne cogunu hakediyorsun canimin icin denmeyi haketmiyor mu? 

Bu gece hepimiz biriz, bu gece her birimiz istedigimizin yaninda, her birimiz arkadas ve her birimiz her birimiziz, hepimiz bembeyaz ama gece hala inatla kapkara.

Hadi bu geceyi sevin, cok sevin hemde, simartin onu, ve size hatirlattiklarina sahip oldugunuz icin , varoldugunuz-pislik dunyanin bir parcasi oldugunuz icin ve gece cokca zaman size bir cok konuda kiyak gectigi icin agzina yapisik ,opun bu geceyi.

Sagligimiza…

Buenos Aires.

21 3 / 2013

Ne cok seye gec kaldik ve ne cok seye ne kadar erken, ne kadar basindayiz.
Ama hersey icin, er/gec-hayal/gercek hersey icin o kocaman tasin altina koymamiz gerekiyordu elimizi, hersey icin kucuk/buyuk bir risk almak gerekiyordu.
Cunku su ana kadar ne kaybettiysek eger, hep cesaretsizligimiz, korkumuz yuzunden kaybetmistik.
Bilmediklarimizden, aliskin olmadigimiz herseyden, hatta bazen en bildigimizden bile bir suru nedenden oturu ne cok korkup, kendi inimize saklanip, sondurmustuk isiklari- golgemize bile tanik olamasin diye otekiler.
Mexico City.

Ne cok seye gec kaldik ve ne cok seye ne kadar erken, ne kadar basindayiz.

Ama hersey icin, er/gec-hayal/gercek hersey icin o kocaman tasin altina koymamiz gerekiyordu elimizi, hersey icin kucuk/buyuk bir risk almak gerekiyordu.

Cunku su ana kadar ne kaybettiysek eger, hep cesaretsizligimiz, korkumuz yuzunden kaybetmistik.

Bilmediklarimizden, aliskin olmadigimiz herseyden, hatta bazen en bildigimizden bile bir suru nedenden oturu ne cok korkup, kendi inimize saklanip, sondurmustuk isiklari- golgemize bile tanik olamasin diye otekiler.

Mexico City.

15 3 / 2013

Cok nardirdir giderken arkama donup baktigim bir sehirden. Illa ki her elveda bir suru huzunu ve icerlerde siziyi barindirir beraberinde, ama ona ragmen yeni anlarima, yeni yuzlere o kadar kaptiririm ki kendimi, o heyecandan donup arkama bakmaya pek dakikalarim yetmez.

San Francisco‘dan ayrilirken durum farkli gelisti. Her dakika arkadaydi gozlerim, o merdvenleri inerken arkamda, o arabaya binerken yanimda, havaalaninda rotar yapan ucagimin vaktini beklerken gozlerim telefonumdaydi, sicka da inip-kalkan ucaklarda… Ve kimleri mutlu kimleri yerlebir edeceginde o ucaklarin…

Bu sefer farkliydi. Eger filmlerde ki gibi herseyi bos verip , son anda ucagi terkeden bir asik rolu oynamam gerekseydi, o San Francisco- Mexico City ucagi olurdu. Ilk defa bir ucak harekete gectiginde nefesim kesiliverdi. Simdiye kadar en zoru Paris’i terketmem zannediyordum ama, simdi Paris’e tertemiz donebilecek kadar iyiyim, hatta bir suru dakikalar biriktirdim simdiden bir gun gelince dondugum zaman icin. Bir suru guzel ani planlari yaptim.
Neden kalmadim peki? Ailem dahil herkes bunu desteklerken, ben bu sefer yine ne oldu da terkettim o sehri, kisacik zamanda kocaman onemi olan Monsieur Biyik’i ? Neden her gun posta kutuma dusen mail’e cevaben omrumun en bencil hali tavrimi takinmaya hala devam ediyorum? Kendimi durduramiyorum, kalbim SF-LA arasi her minik noktada bir parcasini birakmis, her yerde minicik opulmeyi-kucaklanmayi ve oksanmayi bekleyen hatiralarimiz, anlarimiz varken, ben neden kanatlarimi durduramiyorum?
Cunku bu sefer sirt cantamin agirligi sadece ucak biletlerim ve kitaplarim degillerdi, bu sefer sirtimda ki canta agzina kadar hayallerimle doluydu. Tiklim tiklim yillarimin hayalleri, rengarenk hazirlanmis notlarim, her sehir icin bir eskiz defteri ve her sehirden kolleksiyonladigim bir suru ciceklerim vardi ve cebimde dunyayi gezmeyi bekleyen daglarin kizi Heidi…
Hayatimin en guzel gunlerini gecirdigim Kaliforniya, suphesiz ki bundan sonra yasadigim her gun, mutlaka bir kac dakikami calacak ic cekmek icin, ve ben “Iyi ki…”lerime, en buyuk “iyi ki…” mi ekledigim icin kendimi omzundan hep opecegim.
Simdi,
Sadece sadece CV’me degil, kendime neler kattigmi hesaplamaya calisinca son 5-6 ayimi dusununce, basim donuyor. Basimi donduren herseyi seviyorum. Bu donemim de hayatima giren-hayatimdan cikan herkesin bana kattigi ve daha katacaklari hersey icin sabirsizlikla actim kollarimi bekliyorum. Buyudum, buyudum diyordum ya, ben daha agzinda emzikli bebekmisim…

Mexico City.

Cok nardirdir giderken arkama donup baktigim bir sehirden. Illa ki her elveda bir suru huzunu ve icerlerde siziyi barindirir beraberinde, ama ona ragmen yeni anlarima, yeni yuzlere o kadar kaptiririm ki kendimi, o heyecandan donup arkama bakmaya pek dakikalarim yetmez.

San Francisco‘dan ayrilirken durum farkli gelisti. Her dakika arkadaydi gozlerim, o merdvenleri inerken arkamda, o arabaya binerken yanimda, havaalaninda rotar yapan ucagimin vaktini beklerken gozlerim telefonumdaydi, sicka da inip-kalkan ucaklarda… Ve kimleri mutlu kimleri yerlebir edeceginde o ucaklarin…

Bu sefer farkliydi. Eger filmlerde ki gibi herseyi bos verip , son anda ucagi terkeden bir asik rolu oynamam gerekseydi, o San Francisco- Mexico City ucagi olurdu. Ilk defa bir ucak harekete gectiginde nefesim kesiliverdi. Simdiye kadar en zoru Paris’i terketmem zannediyordum ama, simdi Paris’e tertemiz donebilecek kadar iyiyim, hatta bir suru dakikalar biriktirdim simdiden bir gun gelince dondugum zaman icin. Bir suru guzel ani planlari yaptim.

  • Neden kalmadim peki? Ailem dahil herkes bunu desteklerken, ben bu sefer yine ne oldu da terkettim o sehri, kisacik zamanda kocaman onemi olan Monsieur Biyik’i ? Neden her gun posta kutuma dusen mail’e cevaben omrumun en bencil hali tavrimi takinmaya hala devam ediyorum? Kendimi durduramiyorum, kalbim SF-LA arasi her minik noktada bir parcasini birakmis, her yerde minicik opulmeyi-kucaklanmayi ve oksanmayi bekleyen hatiralarimiz, anlarimiz varken, ben neden kanatlarimi durduramiyorum?

Cunku bu sefer sirt cantamin agirligi sadece ucak biletlerim ve kitaplarim degillerdi, bu sefer sirtimda ki canta agzina kadar hayallerimle doluydu. Tiklim tiklim yillarimin hayalleri, rengarenk hazirlanmis notlarim, her sehir icin bir eskiz defteri ve her sehirden kolleksiyonladigim bir suru ciceklerim vardi ve cebimde dunyayi gezmeyi bekleyen daglarin kizi Heidi…

Hayatimin en guzel gunlerini gecirdigim Kaliforniya, suphesiz ki bundan sonra yasadigim her gun, mutlaka bir kac dakikami calacak ic cekmek icin, ve ben “Iyi ki…”lerime, en buyuk “iyi ki…” mi ekledigim icin kendimi omzundan hep opecegim.

Simdi,

Sadece sadece CV’me degil, kendime neler kattigmi hesaplamaya calisinca son 5-6 ayimi dusununce, basim donuyor. Basimi donduren herseyi seviyorum. Bu donemim de hayatima giren-hayatimdan cikan herkesin bana kattigi ve daha katacaklari hersey icin sabirsizlikla actim kollarimi bekliyorum. Buyudum, buyudum diyordum ya, ben daha agzinda emzikli bebekmisim…

Mexico City.

21 2 / 2013

Dunya kadar kocaman sevgilerle isiniyor, dunya kadar kocaman nefretler besleyip, yine o kadar kocaman hayallerle beraber, kocaman sozler vererek, kocaman insanlarla, kocaman siselerden koca koca yudumlarla sarhos olup, yine ve yine kocaman pismanliklarimiz oluyor. 
Sonrasi yine kocaman, kocakocaman bir bosluk. Kocamanligin en derini, en kocamani, hemde en issirilan dudagi kanatani.
Dunya kadar,
Bosuna mi degil mi bilmedigimiz hayaller kurarken, hep bir yanimiz incinme korkusundan, kocaman itirazlarla inkar etmeye calissa bile, 
kalbimizde ki kocaman duygulari, hic birseyin kocamanligi yenemiyor. 

San Francisco.

Dunya kadar kocaman sevgilerle isiniyor, dunya kadar kocaman nefretler besleyip, yine o kadar kocaman hayallerle beraber, kocaman sozler vererek, kocaman insanlarla, kocaman siselerden koca koca yudumlarla sarhos olup, yine ve yine kocaman pismanliklarimiz oluyor. 

Sonrasi yine kocaman, kocakocaman bir bosluk. Kocamanligin en derini, en kocamani, hemde en issirilan dudagi kanatani.

Dunya kadar,

Bosuna mi degil mi bilmedigimiz hayaller kurarken, hep bir yanimiz incinme korkusundan, kocaman itirazlarla inkar etmeye calissa bile, 

kalbimizde ki kocaman duygulari, hic birseyin kocamanligi yenemiyor. 

San Francisco.

14 2 / 2013

Uykuya dalmadan  son kez yastigimda kokladigim yumusak koku gibiydi o. 
 O kokunun rengi bile var, kayisi.
Ve sabah ilk kahvemin acisi kadar da o pis-guzel aci. Yine o guzel koku cabasi.
Hemde saklamadigim cumlelerimin icinde gizlenemeyecek kadar seffaf ve sehvet dolu, bir suru yurek isteyen sey daha. 
Zaten onlar her sevgilinin kutladigi yapmacik, civik civik bir gunu, onun (kiz  o) ve onun (erkek o ) gunuymus gibi kutlamazlardi. Emanet dururdu uzerlerinde. Yapamazlardi, yapmaya calissalar bile, olmazdi. Bir sey, sadece onun ve oteki onun aralarinda olan ozel birsey, bunu yaptirmazdi. Yakistirmazdi siradanligi. Ama yine de onun (kiz olanin) kafasina bir kiraz konmasininda zarari olmazdi. Bilincaltlari onlara cok buyuk bir oyun oynar, mutlaka bir engel koyardi bugun, herkesin ‘bugun’u gibi gecmesin diye. En guzel yani da, olani biteni- onlardan baska kimsecikler anlamazdi.

Los Angeles.

Uykuya dalmadan  son kez yastigimda kokladigim yumusak koku gibiydi o.

 O kokunun rengi bile var, kayisi.

Ve sabah ilk kahvemin acisi kadar da o pis-guzel aci. Yine o guzel koku cabasi.

Hemde saklamadigim cumlelerimin icinde gizlenemeyecek kadar seffaf ve sehvet dolu, bir suru yurek isteyen sey daha. 

Zaten onlar her sevgilinin kutladigi yapmacik, civik civik bir gunu, onun (kiz  o) ve onun (erkek o ) gunuymus gibi kutlamazlardi. Emanet dururdu uzerlerinde. Yapamazlardi, yapmaya calissalar bile, olmazdi. Bir sey, sadece onun ve oteki onun aralarinda olan ozel birsey, bunu yaptirmazdi. Yakistirmazdi siradanligi. Ama yine de onun (kiz olanin) kafasina bir kiraz konmasininda zarari olmazdi. Bilincaltlari onlara cok buyuk bir oyun oynar, mutlaka bir engel koyardi bugun, herkesin ‘bugun’u gibi gecmesin diye. En guzel yani da, olani biteni- onlardan baska kimsecikler anlamazdi.

Los Angeles.

01 2 / 2013

Sikca karistirilan iki seyden biri ; hayatta kalabilmis olmayi yasamak sanmak. Bir digeri ise antisosyal olmakla , salak insan grubundan kacmayi ayirt edememek.

’ San Francisco.

Sikca karistirilan iki seyden biri ; hayatta kalabilmis olmayi yasamak sanmak. Bir digeri ise antisosyal olmakla , salak insan grubundan kacmayi ayirt edememek.

’ San Francisco.

23 1 / 2013

Insanlik hakkinda baya karamsarim. Yorgun, saskin ve haddimi bilmeyecek derecede sinir dolu, hatta hincimin onune gecemeyecek kadar kindarim. Her bir numuneden itina ile nefret edip, her birinin gulen yuzune zamani gelip insan olmasi gerekecegi zaman - yani kotulesecegi- gelecek ve hayal kirikliklarimin birinin sebebi olacak diye, onceden alninin ortasina yumrugumu geciresim geliyor.
“Insanlik öldu“culerin aksine, bence hic ölmedi. Hic hic hemde!  Zaten hic dogmamis bir cocuk icin, öldu demek ne kadar mumkun degilse, bizim insanlik icinde oldu demek o kadar anlamsiz. Insanlar, bir seyler islerine gelmedikleri an hani insanliklarina donup, bir bencil, riyakar oluyorlar ya, iste insan demek, tam o demek. O halin icinde neler var, ah neler neler var . Ne inciler sakliyor o insan olmak icinde.
Kucucuk, ficicik ici dolu tursucuk? 
Insan!
Kimsenin bizi bir seye zorlamadigi , iliklerine kadar ozgurce verdigin kararini uygulamaya doktugun o an sevgili insancim, belki de hic olmadigin kadar ozgur oldugun icindir mi, yoksa aslinda coktan o karari kendi kendine verebilecek kadar ozgur oldugun icindir mi bilemiyorum ama, her ne icin ise, sen- sadece kendin icin, otekini otekilestirdigin gun insan oldun iste. 


Insan dediginin insan olmasi yasak olsun, insan olacak kadar özgur olmasin. 


Olmasin tabi.
Ve cok uzgunum,
Bu insanlik hastaliginin, ( simdi de bir hastalikmiscasina bahsettim ondan. Freud der ; dil surcmeleri, anlik unutmalar ve benim gibi, bilincsizce yazmalar hep onemsenmesi gerekecek kucuk detaylar. )
Ne yazik ki hic bir tedavisi yok. Ama korkmayasin, cunku tedavisi olmayan bir suru hastalik var ve senin herhangi birini vucuduna alman miniminnacik bir an meselesi. Lise de nefret ede ede girdigin matematik derslerinde ogrendigin -ya da ogrenmedigin- Olasilik konusu hakkinda hic birsey bilmene ile gerek yok ne kadar olasi oldugunu o hastaliklara yakalanmanin. Insan olmaya yakalandigimiz gibi bilincsizce. Hayir oyle sinsi ki, ne disarda isemekten ne de bilmedigin bir kuaforde herkesin kullansigi aletlerle manikur yaptirmaktan gecmiyor bu insanlik mikrobu. Bu ozel mikrop, senin gibi 2 eli, 2 bacagi,1 cift gozu - goren ya da gormeyen- olan bir nevi vucuddasindan sana sessizce aktariliyor, ve belli bir seviyeden sonra kendin islemeye devam ediyorsun sahane seni. Yani kimlerle karsilastigin iste tam da bu noktada onemini tekrar vurguluyor. Bulasiyor cunku.
Agrilarini hafifletmek icin, ne celiskidir ki, bir baska sen, yani bir oteki insan, cokta uzun olmayan bir sureligine iyi gelebilir. Ama kullanim dozuna ve sekline son derece hassasiyet gostermelisin. Her hastalik gibi, bu hastalikta ne yazik ki ölumcul olabiliyor.

New York’ta buz gibi bir gece. 

Insanlik hakkinda baya karamsarim. Yorgun, saskin ve haddimi bilmeyecek derecede sinir dolu, hatta hincimin onune gecemeyecek kadar kindarim. Her bir numuneden itina ile nefret edip, her birinin gulen yuzune zamani gelip insan olmasi gerekecegi zaman - yani kotulesecegi- gelecek ve hayal kirikliklarimin birinin sebebi olacak diye, onceden alninin ortasina yumrugumu geciresim geliyor.

Insanlik öldu“culerin aksine, bence hic ölmedi. Hic hic hemde!  Zaten hic dogmamis bir cocuk icin, öldu demek ne kadar mumkun degilse, bizim insanlik icinde oldu demek o kadar anlamsiz. Insanlar, bir seyler islerine gelmedikleri an hani insanliklarina donup, bir bencil, riyakar oluyorlar ya, iste insan demek, tam o demek. O halin icinde neler var, ah neler neler var . Ne inciler sakliyor o insan olmak icinde.

  • Kucucuk, ficicik ici dolu tursucuk? 
  • Insan!

Kimsenin bizi bir seye zorlamadigi , iliklerine kadar ozgurce verdigin kararini uygulamaya doktugun o an sevgili insancim, belki de hic olmadigin kadar ozgur oldugun icindir mi, yoksa aslinda coktan o karari kendi kendine verebilecek kadar ozgur oldugun icindir mi bilemiyorum ama, her ne icin ise, sen- sadece kendin icin, otekini otekilestirdigin gun insan oldun iste. 

Insan dediginin insan olmasi yasak olsun, insan olacak kadar özgur olmasin.

Olmasin tabi.

Ve cok uzgunum,

Bu insanlik hastaliginin, ( simdi de bir hastalikmiscasina bahsettim ondan. Freud der ; dil surcmeleri, anlik unutmalar ve benim gibi, bilincsizce yazmalar hep onemsenmesi gerekecek kucuk detaylar. )

Ne yazik ki hic bir tedavisi yok. Ama korkmayasin, cunku tedavisi olmayan bir suru hastalik var ve senin herhangi birini vucuduna alman miniminnacik bir an meselesi. Lise de nefret ede ede girdigin matematik derslerinde ogrendigin -ya da ogrenmedigin- Olasilik konusu hakkinda hic birsey bilmene ile gerek yok ne kadar olasi oldugunu o hastaliklara yakalanmanin. Insan olmaya yakalandigimiz gibi bilincsizce. Hayir oyle sinsi ki, ne disarda isemekten ne de bilmedigin bir kuaforde herkesin kullansigi aletlerle manikur yaptirmaktan gecmiyor bu insanlik mikrobu. Bu ozel mikrop, senin gibi 2 eli, 2 bacagi,1 cift gozu - goren ya da gormeyen- olan bir nevi vucuddasindan sana sessizce aktariliyor, ve belli bir seviyeden sonra kendin islemeye devam ediyorsun sahane seni. Yani kimlerle karsilastigin iste tam da bu noktada onemini tekrar vurguluyor. Bulasiyor cunku.

Agrilarini hafifletmek icin, ne celiskidir ki, bir baska sen, yani bir oteki insan, cokta uzun olmayan bir sureligine iyi gelebilir. Ama kullanim dozuna ve sekline son derece hassasiyet gostermelisin. Her hastalik gibi, bu hastalikta ne yazik ki ölumcul olabiliyor.


New York’ta buz gibi bir gece. 

04 1 / 2013

Ben onunde durdum, o basini bile kaldirmadi. Neden kaldiracakti ki zaten? 
Ben ellerini gordum ilk, sonra nefesimi tuttum, cunku benzemeyecek kadar ayni.
Kafami yavasca govdesinden, yuzune dogru kaldirmak istedim.Acele etmiyeyim dedim sonra. Bu an sabirla olumsuzlesmeliydi cunku. Hersey ayni samimiyetle tanidikti. O arada aradan botlarini gordum, eskimis yerleri bile neredeyse ayni diye kafami suratina goturmeye cesaret bile edemezken, montunu gordum , hani elime ilk dokunudugu gun uzerinde olan ici yunlu, erkeklere yakistirdigim cinsten montu. Belki de adi kabandir, emin degilim. 
Ellerine tekrar baktim, cunku hapsoldugum yer orasiydi ve boyle benzerlik gozlerimi ayirmamami hakediyordu. Cok. Bir yandan da nasil titremeye basladim, beni almaya- eve goturmeye mi geldi, gidiyor muyuz gercekten ve bu ne raslanti, o beni sehirde tesaduf eseri nasil boyle buldu diye dusunuyordum.
Cesaretimi topladim ve basimi biraz daha kaldirdim, o burnu ve o benleri nerde olsam tanirim ben. Evet, gozlerine dikemedigim urkek gozlerim o burnu ve benleri cok iyi taniyordu. Emindim! 
Yandan gozume ilisen favoriler, tamam dememe sebep oldu, simdi nasil yapmaliydim da o beni buldugunu farketmeden sacimi duzeltmeliydim, Cunku New York cok soguk ve ben cok usuyorum, saclarimda havasindan darmadagin oluveriyor hemen. 
Saclarima elimi attigimda yanlislikla gozlerine baktim, bana bakiyorlardi. O renk, iste o anlatmaya calisirken minik bir not defteri bitirdigim o renkler benim kahverengi rengime dalmisti. 
Tam o anda, hersey ayni olmasina ragmen, o bakislarin- beni tanimadiklarini anladim. Oyle bir yabanci ve ne var der gibi bakiyorlardi ki, ve ben o kadar utandim ki, goz yaslarimi gozumden, o evin kokusunu burnumdan def edemedim. 
Cok agladim metrodan kendimi disari atinca.
Eve geldigimde C. neden kipkirmizi oldugumu sordu, 
Ben soguk dedim,
New York senin hissettiginden daha soguk.

Ben onunde durdum, o basini bile kaldirmadi. Neden kaldiracakti ki zaten? 

Ben ellerini gordum ilk, sonra nefesimi tuttum, cunku benzemeyecek kadar ayni.

Kafami yavasca govdesinden, yuzune dogru kaldirmak istedim.Acele etmiyeyim dedim sonra. Bu an sabirla olumsuzlesmeliydi cunku. Hersey ayni samimiyetle tanidikti. O arada aradan botlarini gordum, eskimis yerleri bile neredeyse ayni diye kafami suratina goturmeye cesaret bile edemezken, montunu gordum , hani elime ilk dokunudugu gun uzerinde olan ici yunlu, erkeklere yakistirdigim cinsten montu. Belki de adi kabandir, emin degilim. 

Ellerine tekrar baktim, cunku hapsoldugum yer orasiydi ve boyle benzerlik gozlerimi ayirmamami hakediyordu. Cok. Bir yandan da nasil titremeye basladim, beni almaya- eve goturmeye mi geldi, gidiyor muyuz gercekten ve bu ne raslanti, o beni sehirde tesaduf eseri nasil boyle buldu diye dusunuyordum.

Cesaretimi topladim ve basimi biraz daha kaldirdim, o burnu ve o benleri nerde olsam tanirim ben. Evet, gozlerine dikemedigim urkek gozlerim o burnu ve benleri cok iyi taniyordu. Emindim! 

Yandan gozume ilisen favoriler, tamam dememe sebep oldu, simdi nasil yapmaliydim da o beni buldugunu farketmeden sacimi duzeltmeliydim, Cunku New York cok soguk ve ben cok usuyorum, saclarimda havasindan darmadagin oluveriyor hemen. 

Saclarima elimi attigimda yanlislikla gozlerine baktim, bana bakiyorlardi. O renk, iste o anlatmaya calisirken minik bir not defteri bitirdigim o renkler benim kahverengi rengime dalmisti. 

Tam o anda, hersey ayni olmasina ragmen, o bakislarin- beni tanimadiklarini anladim. Oyle bir yabanci ve ne var der gibi bakiyorlardi ki, ve ben o kadar utandim ki, goz yaslarimi gozumden, o evin kokusunu burnumdan def edemedim. 

Cok agladim metrodan kendimi disari atinca.

Eve geldigimde C. neden kipkirmizi oldugumu sordu, 

Ben soguk dedim,

New York senin hissettiginden daha soguk.

22 12 / 2012

Kulaklarimi hala terketmek zorunda kaldigim sehrin sesleri sagir ediyorlar. 
Bu sehrin sesleri basli basina en buyuk kakafoni zaten.
Ama hic bir gercek neyi ya da kimi ne kadar cok seversek sevelim, boyle cirkin/bencil bir dunya da minicik bir cakil tasini bile yerinden oynatamayacagimiz gercegini degistirmiyor ve dolaysiyla biz sesimizi duyurmayi bir yana birakin, agzimizi acmiyoruz bile. O derece bir korku.
Sehrin getirdigi yorgunluktan mi,
Insanlarin nankorlugunden mi,
hic bilmiyorum.
Korku, cunku soru isaretlerinin etrafindan bir suru kaybetme korkusu.

New York.

Kulaklarimi hala terketmek zorunda kaldigim sehrin sesleri sagir ediyorlar. 

Bu sehrin sesleri basli basina en buyuk kakafoni zaten.

Ama hic bir gercek neyi ya da kimi ne kadar cok seversek sevelim, boyle cirkin/bencil bir dunya da minicik bir cakil tasini bile yerinden oynatamayacagimiz gercegini degistirmiyor ve dolaysiyla biz sesimizi duyurmayi bir yana birakin, agzimizi acmiyoruz bile. O derece bir korku.

Sehrin getirdigi yorgunluktan mi,

Insanlarin nankorlugunden mi,

hic bilmiyorum.

Korku, cunku soru isaretlerinin etrafindan bir suru kaybetme korkusu.

New York.

26 11 / 2012

Neden diye sorulmasinin ya da kafamda saatlerce dusunup, defalarca canimi yakmamin hic bir onemi yok. Cunku o an nerede ve kiminle isek, ve o an bize ne iyi geliyorsa , onu yapiyoruz. Ne bir ruh saklayabiliriz birine, kelimelerini-sesini ve nefesini duymadan, ne de bir an bagislayabiliriz, sozunu verdigimiz oncede.

Demiyorum ki hepten degisiyoruz, ama olume yakin hissetmek bazen, zamani x10 hizli yasamaya sonuc dogurabiliyor ve haliyle, bir sekilde degisiyoruz. Kulaklarimizda o dar Barselona sokaklarinin, fransizca aksanli katanlanca cumleleri cinlasada, ayni sokakta ki o Akdeniz nemi bizi cekip alabilemiyor kendine, ya da Seine nehri kenarlarinda cirit atan fareler tiksindirmeye yetemiyor bizi artik, Cafe de Flore’un en kaba garsonunun hizla ve kabaca biraktigi rose kadehimin oldugu masamda olmayi duslerken.

O masada oturuyor olsaydim eger, karsimda oturan bedene kesin oralardan gitme istegimle ilgili bir suru “-Je…” ile basladigim cumleler kurardim, simdi burda karsida duran bedene “- I…” ile baslayan kurdugum, sikca kurdugum cumlelerle ayni nedenden dolayi : Insaniz ya, illa otekine merak’ otekine heves.

Bir suru sey degisti, cevremde-yasadigim yerde-yeni evimde-yeni sehrim ve bende…Bir cogunun nedeni kotu bir sekilde deneyim ettigim(iz) sandy kasirgasi olsa bile, bazilarinin nedeni hala tadi damagimda kalan o guzel his ve unutmaya calisiyor gibi yapip aslinda unutmamak ve oldugu gibi saklayabilmek icin gece- gunduz dusunme pratigi yaptigim sey. 

Elimden sadece bir kac guzel aninin tanigi rengarent cicekleri pvc letip, oldugu gibi muhafaza edip, her kitabimin arasinda baska bir animi saklayabilmekse eger, bende en azindan bunu yaparim. Anlari, insanlari ozledikce, ciceklerime bakip-onlari severim.


’ Bir yanimda yesil cayimin bir yanimda bir kac fotografin oldugu, bir New York aksami. 

Neden diye sorulmasinin ya da kafamda saatlerce dusunup, defalarca canimi yakmamin hic bir onemi yok. Cunku o an nerede ve kiminle isek, ve o an bize ne iyi geliyorsa , onu yapiyoruz. Ne bir ruh saklayabiliriz birine, kelimelerini-sesini ve nefesini duymadan, ne de bir an bagislayabiliriz, sozunu verdigimiz oncede.

Demiyorum ki hepten degisiyoruz, ama olume yakin hissetmek bazen, zamani x10 hizli yasamaya sonuc dogurabiliyor ve haliyle, bir sekilde degisiyoruz. Kulaklarimizda o dar Barselona sokaklarinin, fransizca aksanli katanlanca cumleleri cinlasada, ayni sokakta ki o Akdeniz nemi bizi cekip alabilemiyor kendine, ya da Seine nehri kenarlarinda cirit atan fareler tiksindirmeye yetemiyor bizi artik, Cafe de Flore’un en kaba garsonunun hizla ve kabaca biraktigi rose kadehimin oldugu masamda olmayi duslerken.

O masada oturuyor olsaydim eger, karsimda oturan bedene kesin oralardan gitme istegimle ilgili bir suru “-Je…” ile basladigim cumleler kurardim, simdi burda karsida duran bedene “- I…” ile baslayan kurdugum, sikca kurdugum cumlelerle ayni nedenden dolayi : Insaniz ya, illa otekine merak’ otekine heves.

Bir suru sey degisti, cevremde-yasadigim yerde-yeni evimde-yeni sehrim ve bende…Bir cogunun nedeni kotu bir sekilde deneyim ettigim(iz) sandy kasirgasi olsa bile, bazilarinin nedeni hala tadi damagimda kalan o guzel his ve unutmaya calisiyor gibi yapip aslinda unutmamak ve oldugu gibi saklayabilmek icin gece- gunduz dusunme pratigi yaptigim sey. 

Elimden sadece bir kac guzel aninin tanigi rengarent cicekleri pvc letip, oldugu gibi muhafaza edip, her kitabimin arasinda baska bir animi saklayabilmekse eger, bende en azindan bunu yaparim. Anlari, insanlari ozledikce, ciceklerime bakip-onlari severim.

’ Bir yanimda yesil cayimin bir yanimda bir kac fotografin oldugu, bir New York aksami. 

04 11 / 2012

Kulaklarimdan ve beynimden ambulans ve itfaiye seslerini silebildigimiz gun, eski bana ulasabilirsiniz. 

’ New York, Sandy kasirgasinin hemen ertesi gunlerinden biri.

21 10 / 2012

St.Patrick kilisesinde tek basima katildigim dugun,

Ya da Rockefeller’in onundeki bayraklar arasinda kendi ulkemin bayragini (nedense?) ararken, Fransiz bayragini gorunce gozyaslarimi tutamamam, o da yetmezmis gibi tam o sirada bana adres soran ve 10 dakikada hayatimi anlatabilme rekorunu kirdigim Arjantinli(tesadufun bu kadari iste.) turistler ( ben yerliymisim sanki gibi!),

nereye ait oldugum sorumu tekrar tekrar sorgulamama firsat veren sevgili hersey,

Miro, Matisse…dolu, cok keyifli MoMA gunumu bile mahfettiginiz icin, her birinize ayri ayri bir sarki listesi yaptim : utanin diye. 

  1. Kilise icin : The Verve-Drugs don’t work  , alternatif olarak Eric Satie- Je te veux valse
  2. Rockefeller merkezli bayrak kazasi icin : C.Aznavour-Emmenez moi ( Bir Bastille gecemizin soundtrackidir) ve Jay Jay efendiden Far away.
  3. Arjantinli turistler icin ise sadece minicik anda, kocaman kahkahalari ve sicak yurekleri ile beni andan kurtardiklari icin , Atahualpa Yupanqui- Los ejes de mi carreta ’ i sectim.

Ne guzel hikayelerim oldu suncacik yasimda benim,

ama keske, keske

Ozluyorum…O sehrin isiklarinin vurdugu herseyi. 

’ New York.